Dinimizin Kültürümüz Üzerindeki Etkileri

0
101

İslam dininin teşviki ve bu coğrafyada yaşayan insanların İslam dinine gönülden bağlanmasıyla, askerî alanda olduğu gibi bilimde, mimarîde, edebiyatta, musikîde dev gelişmeler olmuş, Avrupa “karanlık çağ” dönemini yaşarken Müslümanlar medeniyetin sembolü haline gelmişlerdir. Avrupa’daki aydınlanma ve yeniden yapılanma hareketlerini tetikleyen sebeplerden biri de Haçlı Savaşları sırasında Avrupalıların İslam dünyasındaki medeniyeti keşfetmiş ve onu kendi ülkelerine taşımış olmalarıdır.


hasankeyf_islam_tarihi-300x235

Anadolu insanın sevecen, cana yakın, misafirperver, dürüst, çalışkan vb. yüce meziyetlere sahip olmasında İslam’ın rolünü kim reddedebilir? Asırlar boyunca çeşitli etnik ve dinsel renge sahip insanların iç içe dostça yaşamalarını, İslam’ın kardeşlik ve hoşgörü öğretisinin bir yansıması olmaktan başka neyle açıklayabiliriz? Mevlânâ’nın, Yunus’un Hacı Bektaş Velî’nin kana kana içtikleri pınar, İslam’dan başkası değildi. Askerî başarılar, büyük fetihler İslam’ın cihat anlayışının körüklediği cesur yüreklerle elde edilmiştir. Günümüzde de ülkemizde yaşayan insanların barış ve güven içinde olmaları, barış, sevgi ve hoşgörü dini olan İslam’ın kültürümüze iyice sinmiş olmasındandır.

2.1. Dilimizdeki Dinî Motifler

Türkler İslam dinine girdikten sonra ona bağlılıkları ve sevgileri o kadar artmıştır ki, İslam’a ait her şeyi kendi öz malı olarak benimsemişlerdir. Kur’an-ı Kerim, diğer milletlerde olduğu gibi Türkler üzerinde de büyük etki oluşturmuş, Türkler, Kur’an’ın ifade gücüne, edebî inceliğine hayran olmuşlardır. Bu sevgi, Kur’an’ı öğrenmek ve öğretmekle ilgili Peygamberimizin teşvik edici sözleri ile birleşince Türkler hem onu okumak, hem de onun dili olan Arapça’yı çocuklarına öğretmek amacıyla mektepler, medreseler kurmuşlardır. Kur’an ve Arapça üzerine yapılan yoğun eğitim, Arapça’nın bazı kelimelerinin Türkçe’ye geçmesine ve zaman içinde Türkçeleşmesine neden olmuştur ki bu kelimelerin büyük çoğunluğu dinî kavramlardır.

Örneğin, Kur’an’ın birçok ayetinde kullanılan “akıl” kelimesi İslam dinî içinde başlı başına bir kavram olduğu için, Türkçe’ye geçmiş, Türkler bu kelimeyi kendilerine mal edip bundan yirmi kadar deyim üretmişlerdir. “Din, iman, kader, kaza, cennet, cehennem, kurban..” kelimeleri aynı şekilde Arapça kökenli kelimeler olup sonradan Türkçeleşmiştir.

Türkçe’mizde dinî anlam içeren kelimeler çoktur. Örneğin “alınyazısı” Türkçe bir kelime olup kaderi anlatır; kader dinî inançlar içinde geniş anlamları olan bir kelimedir. “İnşallah, Allahaısmarladık, Allah’a emanet, maazallah, maşallah, selamünaleyküm, aleykümselam, Allah’a şükür…” ve daha birçokları arka planında derin İslamî anlamları ifade eden, sıkça söylediğimiz sözlerdir.

Tasavvuf edebiyatı dilimize dinî motifleri kazandıran en önemli kaynaklardan birisidir. Bu yolla gelen sözcükler kendi alanı içinde bambaşka bir dünya oluşturmuştur.

Dilin önemli bir alanı da yazıdır. Türkler Arap harfleriyle o kadar haşir neşir olmuşlardır ki, bu yazıyı bizzat Arapların kendisinden bile daha güzel yazmaya başlamışlardır. Kur’an’ın okunmasını yaygınlaştırmak için onu en güzel ve en okunaklı bir biçimde yazmışlar ve yazılan bu Kur’an nüshalarını bütün İslam alemine yaymışlardır. Bu sebeple Müslüman dünyada: “Kur’an Kutsal Topraklarda indi, Mısır’da okundu, İstanbul’da yazıldı.” sözü meşhur olmuştur.

“Hat sanatına hak ettiği değeri vermek, Osmanlı Türklerine nasip olmuştur. Gerçekten Kur’an mucizesi bir sanat şaheseri olarak kağıt üzerine İstanbul’da aksetmiştir. İslam Peygamberinin söz incileri olan hadisler de yine bu beldede inci misali yazılagelmiştir.” (M. Uğur Derman, Hat Sanatında Türklerin Yeri, (İslam Sanatında Türkler) s. 53-55.)

Dil, insanın inançlarını ifade edebilme aracı olmasından dolayı dinî motifler dildeki yerini alır. Dinî motifler dili geliştirir, anlam zenginliği ve derinliği katar.

2.2. Örf ve Âdetlerimizdeki Dinî Motifler

Toplumların yapısında, yerleşmiş birtakım gelenek ve göreneklere örf ve adetler denir. Örf ve adetler toplum içinde doğal olarak gelişirler. Herhangi bir zorlamanın etkisiyle oluşturulmaları güçtür. Yasalar gibi sonradan oluşturulmuş kurallar dizisi olmayıp, toplumun beğenisiyle oluşurlar. Ülkemizde yaşayan insanların, uzun yıllar boyunca dinlerine büyük saygı göstermeleri, dinin emrettiği birtakım ibadetlerin toplum içinde zamanla örf ve adet biçimi almasına yol açmıştır.

Bir çocuğun dünyaya gelmesinden itibaren din kaynaklı adetler devreye girer. Çocuğu olan baba, çevresine ikramlarda bulunur. Çocuğa isim konurken sağ kulağına ezan, sol kulağına kâmet okunur. Erkek çocuk, ailesinin uygun gördüğü bir yaşa geldiğinde törenlerle ve kutlamalarla sünnet ettirilir. Kız istenirken “Allah’ın emri Peygamber’in kavli” ile istenir. Evlenme törenlerinde çiftlerin mesut olması için dua edilir. Evlenen çiftler odalarına çekildiklerinde önce iki rekat namaz kılar, geleceklerinin hayırlı ve bereketli olması için dua ederler. Bir kimsenin ölümünde de cenazenin yıkanması, kefenlenmesi, namazının kılınması, kabre gömülmesi yerleşik örf ve adetler üzerine yapılır ki, bütün bunlar aynı zamanda dinimizin birer emri veya tavsiyeleridir.

Toplumsal ilişkilerde de örf ve adetlerimizin büyük bölümü dinimizden kaynaklanmaktadır. Selamlaşırken en yaygın selam verme şekli olan “Selamünaleyküm” “Allah’ın selamı” olarak bilinir ki, bu doğrudur ve dili ne olursa olsun bütün İslam coğrafyasında Müslümanlar bu selamlaşma şeklini kullanırlar. Öbür yandan akraba, dost, hasta, kabir ziyaretleri İslam’ın teşvik ettiği işlerdir. Bu ziyaretler dinimizce son derece önemli görülmüş ve kurumlaştırılmıştır.

Bayramlaşmalar da örf ve adetlerimizde önemli yer tutar. Bayram gelmeden günler önce hazırlıklar başlar, evler temizlenir, yeni elbiseler alınır. Bayram günü, bayram namazıyla başlar, daha sonra büyüklerin elleri öpülür, çocuklara hediyeler, paralar verilir. Adet haline gelmiş bütün bu davranış şekilleri yüce dinimizin öngördüğü ibadetlerin toplumumuz tarafından benimsenerek, asırlar boyu uygulanması sonucu ortaya çıkmıştır.

2.3. Musikimizdeki Dinî Motifler

Musikîmizde “Dinî Türk Musikisi” önemli bir yer tutar. Dinî Türk Musikisi de cami ve tasavvuf musikisi olarak iki kısma ayrılmaktadır. Bunlar esasta müşterek olmakla beraber her biri icrâ edildiği yerin özelliğine göre, ayrı bir üslup ve tavır arz etmektedir. Denilebilir ki cami musikisi daha zahitçe bir özelliğe sahiptir. Tekke musikisi ise tasavvufî bir lirizmi ifade etmektedir.

Bir dua ve niyaz mahiyetinde olan cami musikisi Türklerin Müslüman oluşundan itibaren Türk milletinin elinde büyük bir gelişme göstermiş ve en yüksek seviyeye Osmanlı devrinde ulaşmıştır.

Na’t, tekbir, salât, temcît gibi dinî eserler, ezan ve kamet gibi namazla alakalı kısımlar Türk musikişinasları sayesinde ebedi bir hâl almıştır. Camilerde okunan tesbih ve ilahiler, mevlit ve Ramazan ayında okunmak için bestelenmiş eserler dinî musikimiz içinde büyük ve önemli bir yer tutar.

Tasavvuf camiasının ürettiği klasik musikimiz, gerek güfte ve gerekse bestede lâdinî klasik musikimizi de etkilemiştir. Itrî ve Dede Efendi bu camianın terbiyesi altında yetişmiş büyük şahsiyetlerdir. Gelecek nesillerin Millî musikimiz içinde yetişmesi ve onu devam ettirebilmesi için tarihî musikimizde büyük ve mühim bir yer tutan dinî musiki eserlerinin bilinmesi, öğrenilmesi ve yaygınlaştırılması bir gereklilik olarak karşımıza çıkmaktadır. Bkz. A. Rıza Şengel, Türk Musikisi Klasikleri, İst. 1979, Önsöz.)

Günümüz Türk müziğinin her türünde dinî motiflere rastlamaktayız. Şarkı sözlerinde Allah’a yalvarışlar, kader, cennet-cehennem, melek, şeytan vb. din eksenli sözler ve sıkça geçmektedir. Bütün bunlar kültürümüz içinde dinin çok önemli bir yer tuttuğunu açıkça göstermektedir.

2.4. Mimarimizdeki Dinî Motifler

Dinimizin, kültürümüze en önemli katkılarından biri mimarimize kazandırdığı ruh olmuştur. Türkler İslam’a girdikten sonra, İslam’dan aldığı feyiz ile çok güzel camiler, minareler, kervansaraylar, çeşmeler, sebiller, köprüler, ribatlar yapmışlardır.

İslam’a yeni katılmanın coşkunluğu içindeki Karahanlılar zamanında –kubbenin merkezî ve hakim rol oynadığı– hacim ve kütle kompozisyonları cami mimarisine girmiştir.
Gazneli ve Karahanlılar bütünüyle Türk-İslam dünyasına özgü yepyeni bir minare tip ortaya çıkarmışlardır. Tuğladan son derece zengin süslemeli ve zarif yapılar olan bu Orta Asya minareleri, dört köşeli erken İslam minarelerinden çok farklıdır. Sonradan Selçuklular ve Osmanlılar zamanında büyük gelişmeler gösteren bu keskin etkili silindirik ince uzun minare tipi Avrupa içlerine kadar uzanmıştır.

Selçuklu Türkleri kervansaraylarla İslam dünyasına giren orta avlulu dört eyvanlı standart şemayı cami mimarisine de sokmuştur. Hatta şema ile kubbeli kübik anıtsal mekanı kaynaştırmak İslam dünyasına yeni bir cami tipi daha hediye etmiştir. Bunların en güzel örnekleri İran kentlerinde Selçukluların yaptırdığı mescid-i cumalardır. (İslam Sanatında Türkler, Mimari bölümü.)

Mimaride kullanılan iç ve dış tezyinatlar İslam kültüründen motiflerle yapılmaktaydı. Ma’kili veya Kufî sitilde yazılmış Allah, Muhammed veya Ali yazıları bazen bir minber korkuluğunda ince uzun şerit halinde uzanır, bazen bir minare şerefesinin başlangıç kısmında bir kuşak gibi dolanır. Allah’ın ezeli ve ebediliğini simgeleyen geometrik desenler, vitraylar güzel yazılar, İslam’ın birbirinden enfes, çeşitli akisleridir. Hatta daha derin düşünenler için kubbelerin, minarelerin, sütunların sayılarında bile birer İslamî mâna gizlenmiştir.

Anahtar Kelimeler
arap geleneklerının ıslam uzerındekı etkısı,dinimizde televizyonun insan üzerindeki etkileri,dinimizin kültürümüz ü,dinimizn kültürümüze olan etkileri maddelerle,dinin örf ve adetlerimiz üzerindeki etkileri nelerdir,islam dininin insan üzerindeki etkileri

HENÜZ YORUM YOK

NE DÜŞÜNÜYORSUN?