Okul Öncesi Eğitim Neden Önemlidir?

0
616

Okul öncesi eğitim neden önemlidir? Okul öncesi eğitimin çocuklar, aileler ve toplum açısından birçok faydası vardır. 0-6 yaş arasını kapsayan erken çocukluk dönemi çocuğun en hızlı geliştiği dönemdir.

okul-arkadasi


Beyin yapısı ve fonksiyonlarının gelişiminin üçte ikilik bölümü 0-4 yaş arasında tamamlanmaktadır. Erken çocukluk dönemindeki deneyimler beynin çalışma biçimi için belirleyicidir. Yapılan çalışmalar okul öncesi eğitim alan çocuklarda okula devam oranlarının ve okul başarısının daha yüksek olduğunu göstermiştir.
Okul öncesi eğitim sosyal ve duygusal gelişimi destekleyerek, yetişkinlik döneminde de kişilerin daha üretici ve verimli olmalarını ve sahip oldukları potansiyeli tam olarak kullanmalarını sağlar.
Çocukların gelişim özellikleri, bireysel farklılıkları ve yetenekleri göz önüne alan, sağlıklı bir biçimde fiziksel, duygusal, dil, sosyal ve zihinsel yönden gelişimlerini sağlayan, olumlu kişilik temellerinin atıldığı, yaratıcı yönlerinin ortaya çıkarıldığı, çocukların kendilerine güven duymalarının sağlandığı, ebeveyn ve eğitimcilerin etkin olduğu kaliteli bir okul öncesi eğitim programına katılan çocukların diğer çocuklara kıyasla gelecekte okul başarıları daha yüksek, sosyal ve duygusal, sözel, zihinsel ve fiziksel gelişim açısından daha yetkin olduklarını araştırmalar göstermiştir.
Okul öncesi eğitimin yararlarını kısaca şu şekilde sayabiliriz:

1-Çocukların zeka puanlarında yükselme

2-Sınıfta kalma ve okul eğitiminden ayrılma oranlarında düşme

3-Çocukların beslenme ve sağlık durumunda iyileşme

4-Sosyal ve duygusal davranış gelişiminin daha ileri olması

5-Daha olumlu ebeveyn-çocuk ilişkisi

6-Yetişkinlikte kendine yeten, ekonomik kazanç potansiyeli yüksek bireyler olmak

Bu yüzden bu dönemde çocuğun zihinsel ve bedensel olarak yeterli beslenmesi ve etkileşimde bulunabildiği, onun gelişimini destekleyen bir ortamda bulunması gerekmektedir. Erken çocukluk eğitimi insan gelişiminin başlangıç noktasıdır. Okul öncesi eğitim, çocukların ve ülkemiz insanının uzun vadede daha üretken, daha yaratıcı, sorun çözmede daha yetkin olmasını sağlar.

Okul öncesi eğitim çocuğu ilköğretime hazırlar mı?
İlköğretime hazır olmanın şartlarından biri çocuğun kendi yaşına uygun zihinsel gelişim düzeyine erişmesidir. Buna paralel olarak ilkokula başlayacak her çocuğun bazı temel becerileri kazanmış olması şarttır. Okul öncesi eğitim bu becerilerin kazanılmasında önemli bir rol oynar.

Okul öncesi eğitimin okula hazır olmayı sağlama açısından kazandırdığı becerileri şöyle özetleyebiliriz:

Sosyal olarak, çocuklar oyuncakları paylaşmanın yanında yetişkinin ilgisini, yiyecekleri paylaşmayı ve karşılıklı konuşmayı öğrenirler. Ayrıca yaşıtlarıyla çatışmaları ve ilişkilerde ortaya çıkan sorunları çözümlemeyi ve kendini nasıl ve ne zaman koruyacağını ve diğer çocukların hakkına saygı göstermeyi de öğrenirler. Bütün bunlar çocuğun ileriki yaşamında ortaya çıkan tüm sorunları çözmesine yardımcı olacak problem çözme becerilerinin artmasını sağlar.

Duygusal olarak, kendi işlerini kendisi yapması, sorunları kendisinin halletmesi ve bazı kararları kendisinin vermesi sayesinde kendine güveni yükselir.

Anne-babadan ayrı kalabileceğini ve onların bulunmadığı zamanlarda da kendisine bakabileceğini görmek çocuğun öz güven ve bağımsızlık duygularını artırdığı gibi, kendi kendini avutma ve oyalama becerilerinin gelişmesine yardımcı olur.

Ayrıca toplu yaşamanın gerektirdiği sınırlara ve kurallara uymayı da anaokulunda öğrenirler.

Fiziksel olarak kesme, yapıştırma, boyama, kalem kullanma gibi faaliyetlerin düzenli olarak yapılması sonucu ince motor becerileri gelişir.

Ayrıca koşma, zıplama, fırlatma, tırmanma gibi kaba motor fonksiyonlarını da kullanır ve geliştirir.

Zihinsel olarak, nesneleri eşleştirme, sınıflandırma, ölçme, gözlem yapma ve fikirler üretme gibi matematik ve bilim becerilerini kazanır.

Canlandırma, taklit ve hayali oyunlar sayesinde hayal gücü gelişir. Arkadaşları ve öğretmenleri ile konuşmak dil becerilerini geliştirir.

Kitapları incelemek, boyama ve çizimler yapmak, arkadaşlarına mektup yazmak gibi faaliyetler de erken okuma ve yazma yetilerinin gelişmesine yardımcı olur.

Ayrıca anaokulundaki faaliyetlerin dikkat ve konsantrasyon gerektirmesi çocuğun beyninin bu fonksiyonlarının gelişimine katkıda bulunur.

Dikkat eksikliği sorunu ve öğrenme güçlüğü olan çocukların erken farkedilmesi ve okula başlamadan gerekli önlemlerin alınmasını sağlar.

Tüm bunlar da okula hazır olması ve okul başarısı açısından önem taşır.

Okul öncesi eğitimine başlamak için en uygun yaş nedir?
Okul öncesi eğitim için hazır olma yaşı her çocuk için aynı değildir.

Genel olarak ana okuluna başlama yaşının 2-4 yaş arası olduğunu söyleyebiliriz.

Gelişimsel olarak bazı çocuklar 2 yaşında, bazı çocuklar da 3-4 yaşında ana okuluna başlamak için hazır olabilmektedir.

Annenin çalışması nedeniyle daha önceden anneden ayrı kalmaya alışık olan, ihtiyaçlarını konuşarak veya başka biçimlerde ifade edebilen, basit komutları izleyebilen, yürüme ve koşma gibi kaba motor fonksiyonları gelişmiş olan çocuklar hangi yaşta olurlarsa olsunlar, anaokuluna başlayabilirler.

Konuşma, yeme, hırçınlık, saldırganlık, büyüklerden ayrılamama, aşırı hareketlilik gibi sorunları olan çocukların anaokuluna gitmeleri de özellikle tavsiye edilebilmektedir.

Çocuğu anaokuluna psikolojik olarak nasıl hazırlamak gerekir? Onu nasıl motive edebiliriz?
Çocukların yeni ortamlara uyum yeteneği çok yüksektir. Ancak onun bu uyum yeteneğinin anne-babalar tarafınızdan engellenmemesi gerekir.

Aileler çocuklarını kreşe başlatma kararı verdiğinde, çocuktan önce anne-baba olarak kendilerinin buna gerçekten hazırlanması ve kararlarından emin olması gereklidir. Anne-babalar çocuğun kreşe başlatma kararı konusunda ne kadar rahat olursa, çocuklar da, kendileri de o kadar az sorun yaşarlar. Anaokuluna başlamadan önce çocukla okul hakkında bol bol konuşmak, anaokullarında sıklıkla yapılan faaliyetleri çocuğa yavaş yavaş tanıtmak önemlidir. Örneğin evde makasla kağıt kesmeye ve boya kalemlerine alışkın bir çocuk, anaokulunda da aynı kağıt ve boyaları görünce rahatlar. Anne-babaların çocuğunuzun önemli bir adım atmakta olduğunu kabul etmeleri ve onu desteklemeleri önemli olmakla birlikte, farkında olarak veya olmayarak, bu değişiklik konusunun üzerinde çok fazla durmaları, yaşayacağı değişikliği çok fazla vurgulamaları da çocuğun kaygısını artırabilir.

Küçük çocukların anne-babaların verdiği sözel olmayan sinyalleri okumakta usta oldukları unutulmamalıdır. Bu nedenle eğer anne-baba onu kreşe başlattığı için suçluluk duyuyor ya da nasıl onu kreşe bırakıp çıkacağı konusunda endişe hissediyorsa, büyük olasılıkla çocukta bunu hissedecektir. Çocuğun kreşe rahat bir şekilde uyum sağlaması ve burada mutlu olması için öncelikle anne-babanın bu konuda kararlı, rahat ve emin davranması çok önemlidir.

Çocuğu kreşe gönderme kararı konusunda anne-baba ne kadar sakin ve emin davranırsa, çocuk da kendini o kadar güvende hissedecektir. Anne-babanın en ufak bir güvensizlik ya da tereddüdü ise çocuğun güvensizlik hissini ve kaygısını şiddetlendirecektir.

Çocuğu anaokuluna gönderirken karşılaşabileceğimiz zorluklar ve dikkat etmemiz gereken noktalar nelerdir?
Anne-babasından hiç ayrı kalmamış çocukların anaokuluna başlamadan önce kısa süreli ayrılıklara hazırlanması faydalı olur.

Hiç ayrılık yaşamamış çocuğun aniden farklı bir ortamda yalnız kalması endişe ve kaygıyı fazla hissetmesine neden olabilir. Bu nedenle çocuğun kısa süreli ayrılıklara alışması için önceden hafta sonu bir yakınına bırakılması, gün içinde belli saatlerde evde ya da başka bir ortamda anneden ayrı biriyle kalması tavsiye edilir.

Çok çekingen ve kendine güveni düşük çocuklar ve sınır ve kural tanımayan çocukların anaokuluna başlamasında değişik sorunlar yaşanır. Çekingen çocuklarda öğretmen yardımı olmadığında çekingenlik ve güvensizliğin artması gözlenebilir. Bu gibi durumlarda öğretmenle işbirliği yapılarak, çocuğun kendini ifade etmesinin sağlanması önemlidir.

Sınır ve kural tanımayan çocukların da diğer çocuklara ve okul eşyalarına zarar vermesi sorunu yaşanabilir. Yine aynı şekilde öğretmenlerle işbirliği yapılarak, sınır ve kuralların bu çocuklara öğretilmesi sağlanabilir.

Çocuk anaokulundan korkuyorsa, neler yapmak gerekir?
Her yeni ortama girmenin çocuklarda ve yetişkinlerde belli düzeyde bir kaygı oluşturması doğaldır. Yukarıda belirttiğim şekilde çocuk önceden hazırlanarak bu kaygısını yenmesinde yardımcı olunabilir.

Ancak anne-babanın farkında olarak veya olmayarak, bu değişiklik ve kaygının üzerinde çok fazla durması, kendilerinin de kaygılı olması çocuğun kaygısını artırabilir.

Küçük çocuklar sözel olarak ifade etmeseler de, davranış ve mimiklerinden anne-babalarının neler hissettiğini çok iyi anlarlar. Eğer anne-baba çocuğu kreşe başlattığı için suçluluk ya da kaygı duyuyorsa, büyük olasılıkla çocuk da bunu hissedecektir.

Çocuğun kreşe rahat bir şekilde uyum sağlaması ve burada mutlu olması için öncelikle anne-babanın bu konuda kararlı, rahat ve emin davranması çok önemlidir. Çocuğu kreşe gönderme kararı konusunda anne-baba ne kadar sakin ve emin davranırsa, çocuk da kendini o kadar güvende hissedecektir.

Eğer çocuk annesinden ayrılmak ve anaokuluna gitmek istemezse, neler yapmak gerekir?
Her çocuk seçme şansı verilirse, doğal olarak annesi ile kalmak ister. Ancak çocuk kendisi için doğru olanı değerlendirme kapasitesine sahip değildir.

Bu nedenle anaokuluna başlama gibi çok önemli bir kararının çocuğun anlık isteklerine bakılmaksızın anne-baba tarafından verilmesi gerekir.

Çocuğun istemediği taktirde okuldan alınacağını bilmesi veya bunu sezmesi, okula uyumunu ve düzenli devam etmesinin sağlanmasını zorlaştırır, hatta bazı hallerde imkansız hale sokar.

Bu nedenle, anaokulu ile ilgili önemli bir sorun ya da hastalık durumu olmadığı sürece okuldan ayrılmasının söz konusu olmadığı çocuğa anlatılmalıdır.

Anne-babasından hiç ayrı kalmamış çocukların anaokuluna başlamadan önce kısa süreli ayrılıklara hazırlanması faydalı olur. Hiç ayrılık yaşamamış çocuk, aniden farklı bir ortamda yalnız kalması endişe ve kaygıyı fazla hissetmesine neden olabilir. Bu nedenle çocuğun kısa süreli ayrılıklara alışması için hafta sonu bir yakınına bırakılması, gün içinde belli saatlerde evde ya da başka bir ortamda anneden ayrı biriyle kalması tavsiye edilir.

İlk birkaç gün çocuğun yeni ortama güven duyması ve aşinalık kazanması için öğretmenlerin önerileri doğrultusunda anne-baba anaokulunda belli bir süre kalabilir. Ancak bunun birkaç günü geçmemesi ve anaokuluna bırakırken anne-babanın vedalaşma süresini kısa tutması ve duygusal sahnelerden kaçınması önerilir.

Okul öncesi eğitimde çocuklar ne tip becerileri kazanır?
Çocuklar okul öncesi eğitim ile sosyal, duygusal fiziksel ve zihinsel birçok beceri kazanır ve geliştirirler.

Sosyal olarak paylaşmayı, sıra beklemeyi, kurallara uymayı, karşılıklı konuşmayı, oyun kurmayı, yaşıtları ile çıkan çatışmaları çözmeyi, kendini korumayı ve diğer çocukların haklarına saygı göstermeyi öğrenir.

Yemek, uyku, tuvalet gibi özbakım becerilerini kazanmak, anne-babadan ayrı kalmak duygusal gelişimine katkıda bulunarak kendine güvenini artırır.

Anaokullarındaki kesme, yapıştırma, boyama, kalem kullanma gibi faaliyetlerin düzenli olarak yapılması ise çocukların ince motor becerilerini geliştirir. Ayrıca koşma, zıplama, fırlatma, tırmanma gibi faaliyetlerle de kaba motor fonksiyonlarını kullanır ve geliştirir.

Anaokulundaki nesneleri eşleştirme, sınıflandırma, ölçme, gözlem yapma ve fikirler üretme gibi çeşitli faaliyetler çocuğun matematik ve bilim becerilerinin gelişmesini sağlar.

Canlandırma, taklit ve hayali oyunlar sayesinde hayal gücü gelişir.

Arkadaşları ve öğretmenleri ile konuşmak dil becerilerini geliştirir.

Kitapları incelemek, boyama ve çizimler yapmak, arkadaşlarına mektup yazmak gibi faaliyetler de dikkat ve konsantrasyonun artmasına ve erken okuma ve yazma yetilerinin gelişmesine yardımcı olur.

Anaokulu çocuğun yaratıcı yönlerini ve ilgi alanlarını ortaya çıkarmak açısından da önem taşır.

‘OKUL ÖNCESİ EĞİTİM’ denildiği zaman, pek çok anne baba, özel ve resmî kurumlar tarafından aile dışında verilen eğitimi anlıyorlar. Hatta, bazı anne babalar, kreş ve yuvayı da okul öncesi eğitim kurumu zannediyorlar.

Gerçekte, alternatifi olmayan, ilk ve tek okul öncesi eğitim kurumu ailedir. Her çocuğun, yaratılışı gereği, özellikle doğumu takip eden üç yılını sıcak bir aile ocağında, anne, baba, kardeşler, aile büyükleri ve akrabalar arasında geçirmesi gerekir. En modern kreşler ve bakımevleri bile, fakir bir aile ocağının yerini tutamaz. Aile dışında bir eğitim kurumu olan anaokulu, ancak dört yaşından sonra düşünülmelidir. Aslında, sosyo-ekonomik seviyesi yüksek, aynı zamanda çok çocuklu ailelerde anaokuluna da gerek yoktur.

Kitaplarımda, makalelerimde ve konferanslarımda sürekli vurguladığım üzere, çocuk gelişiminde ilk üç yıl çok önemlidir. Bir çocuk, ‘güven veya güvensizlik dönemi’ olarak isimlendirdiğimiz bu üç yılı annenin bakımı, sevgisi, ilgisi ve şefkati altında geçirmek zorundadır. Bazı psikologlar, anne-çocuk beraberliğinin önemini vurgulamak için, doğumu takip eden bir yıla ‘ikinci gebelik dönemi’ adını verirler. Şu veya bu sebeple ilk bir yılı anneden ayrı geçiren çocukların, çok iyi bakılıp beslenseler dahi, fiziksel ve ruhsal gelişimleri geri kalmaktadır. Çocuk esirgeme kurumuna terk edilen kimsesiz çocuklar üzerinde yapılan araştırmalar bu gerçeği doğrulamaktadır. Bu çocuklar, hayatları boyunca etkisinde kalacakları, ‘anneden ayrı kalma anksiyetesi’ dediğimiz ağır bir ruhsal bunalım geçirirler. Ne başkalarına, ne de kendilerine güvenleri vardır. Duygusal yönden donukturlar. Sevgiye karşılık veremezler. Çünkü, sevgi, ancak sıcak bir aile ocağında ve şefkatli anne kucağında yaşanarak öğrenilir.

AİLEYE AŞIRI BAĞIMLILIK

Her şeyde olduğu gibi, sevginin ve ilginin de aşırısı çocuk gelişimi açısından zararlıdır. Aşırı sevgiye boğulan, aşırı korunup kollanan, en küçük ihtiyaçları dahi anne baba tarafından karşılanan, her isteği yerine getirilen çocuklar ruhsal yönden problemli çocuklardır. Bunlar yoktan anlamayan, dediğim dedik, kural tanımayan, şımarık tiplerdir. Aileye aşırı bağımlı oldukları için kendi başlarına bir iş yapmayı, kendi ihtiyaçlarını yerine getirmeyi, kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenemezler. Böyle şımartılmış tek çocuğun eğitimi daha da zordur. Aile içindeki hükümranlığını dışarıda da sürdürmek, her dediğini yaptırmak ister. Paylaşmaya, işbirliğine, kurallara göre davranmaya alışık olmadığı için arkadaş grupları içinde adı ‘oyunbozan ve mızıkçı’ya çıkar.

Aileye bağımlı çocuklarda ‘okul korkusu’ çok yaygındır. Okula gitmemek için çeşitli bahaneler uydurur. Hastalık numaraları yapar, baş ve karın ağrılarından şikayet eder. Annesinin elinden tutup okula götürüp getirmesi ve çantasını taşıması da yetmez. Sınıfta yanında oturmalı, ona güven vermelidir. Çünkü o gölge bir tiptir, annesi olmadan kendisini kalabalıklar içinde yalnız hisseder. Tuvalet ihtiyacını dahi kendi başına gideremez. Annesi yanında olmadığı zaman okul tuvaletlerini kullanmaz, eve gelinceye kadar tuvalet ihtiyacını erteler.

Bazı anne babalar, ilk üç yıl için çok önemli olan sevgi ve şefkat duygularını aşırıya vardırdıkları ve bunu üç yıldan sonra da devam ettirdikleri zaman kendilerine bağımlı bir çocuk yetiştirdiklerinin farkına varmazlar. Kötü huylar öğreneceği veya hastalık kapacağı endişesiyle çocuğu oyundan, sokaktan ve arkadaştan soyutlayan anne babaların sayısı az değildir. Kendilerinin çocuğa yeteceğini zannederler. Oysa hiçbir anne baba, oyun arkadaşının yerini tutamaz. Çocuk, ancak, olaylara ve eşyaya kendi gözüyle bakabilen yaşıtları ile oyunun zevkine varabilir. Dört-altı yaş arası, çocuğun ‘bağımlılık’ veya ‘bağımsızlık’ kazandığı bir dönemdir. Sokak ve oyun, çocuğun dış dünyayı tanıması, sosyalleşmesi ve bağımsız bir kişilik kazanması için yaşaması gereken bir tecrübedir. Bu tecrübeden mahrum bırakılan çocuklar, aileye bağımlı olmaktan kurtulamazlar.

ÇALIŞAN ANNENİN YAŞADIĞI GÜÇLÜKLER

Çalışan anneler, bildiğiniz gibi, gündüzleri çocuklarını kreşe, bakıcıya veya yakın akrabaya bırakmak zorunda kalıyorlar. Çocuklarıyla ancak üç-dört ayı geçmeyen doğum izni sırasında beraber olabiliyorlar. Avrupa ülkelerinin çoğunda doğum izni bir yıldır. Hemen her kurumun mutlaka bir kreşi vardır. Anne, belli saatlerde, çocuğunu emzirmeye gidebilmektedir. Türkiye şartlarında, çalışan anne olmak gerçekten çok zor. Bir tarafta onu çalışmak zorunda bırakan ekonomik sıkıntı, diğer tarafta evlat hasreti. Ne işini bırakabiliyor, ne yavrusuyla beraber olabiliyor.

Tam da bu noktada, şunu belirtmemiz gerekiyor: Çocuk eğitiminde anne-çocuk beraberliğinin süresi değil, niteliği önemlidir. Karşılıklı sevgiye ve güvene dayalı, her iki tarafın zevk aldığı yarım saatlik bir beraberlik, bağırıp çağırma ve çatışmayla geçen, iki tarafın da zevk almadığı, gün boyu süren beraberlikten daha kalitelidir. Çalışan anneler, çocuklarına yeterli zaman ayıramadıkları için kendilerini suçlu hissederler. Halbuki, tekrar belirtirsek, beraberliğin süresi değil kalitesi önemlidir. Çalışan anne, her gün çocuğuyla birlikte olduğu kısa sürede ona sevgisini gösterir, eğitimiyle ilgilenir, güven duygusunu güçlendirirse; çocuk anneden ayrı kaldığı saatlerde fazla sıkıntı yaşamaz. Anne ve baba ile birlikte olacağı akşam saatlerini sevinçle bekler.

Çalışan annelerin dikkat edeceği en önemli husus, çocuğunu gönül rahatlığı ile teslim edebileceği güvenilir bir kreş veya bakıcı bulmaktır. Çoğu problemler, anne ile bakıcının veya kreşin eğitim anlayışlarındaki farklılıktan kaynaklanmaktadır. Çocuk iki farklı eğitim anlayışı ile karşılaştığı zaman, bocalar, hangisine göre hareket edeceğini bilemez. Çoğu kez, taviz veren ve şımartan tarafa yönelir. Bunu daha çok büyükanne veya yakın akrabaya bırakılan çocuklarda müşahede etmekteyiz. Gündüz her isteği yerine getirilen şımartılmış çocuk, akşam annenin disiplini altına girmek istemez, inatçılık yaparak anneyi üzer.

Çalışan kadının annelik sorumluluğunu bilerek ve isteyerek çocuk sahibi olması çok önemlidir. Sadece ailenin baskısı ve eşinin isteği ile çocuk sahibi olan çalışan bir kadına ev işleri, çocuk bakımı ve eğitimi ağır gelir. Bize gelen vak’alarda, özellikle iki tip çalışan anneye rastlıyoruz. Birincisi, çocuk bakımını ve eğitimini altından kalkılması zor bir yük olarak değerlendirenler. İkincisi, çalıştığı için annelik görevini yeterince yerine getiremediğini düşünerek suçluluk duygusuna kapılanlar.

Birinci tip çalışan anne, işten yorgun geldiği için, çocuğun ilgi çekmek amacıyla yaptığı yaramazlıklara ve huysuzluklara katlanamaz. Uslu ve söz dinleyen bir çocuk olmasını ister. Bu isteği yerine gelmediği için çocuğa baskı yapar, onunla çatışmaya girer. Çocuk, anneden beklediği ilgiyi göremeyince, sevilmediği duygusuna kapılır, iyice huysuzlaşır. Anne ile birlikte iken yaramazlık yapan, anneyi çileden çıkaran çocukların ekserisi, kreş öğretmenlerinin veya bakıcının yanında çok uysal, söz dinleyen çocuklardır.

İkinci tip anneler, suçluluk duygusuyla, çocuğun her isteğini yerine getirir, hediyelere boğar, gereğinden fazla sevgi ve ilgi göstererek onu şımartır. Çocuk, kural tanımayan, anne babayı tahakkümü altına alan bir zorba olur çıkar. Anne, verdiği sevginin karşılığını alamadığı için üzülür, ancak üzüntüsünü belli etmemeye çalışır. Çocuğu azarlamamak ve cezalandırmamak için kendini zor tutar. Bu sıkıntı, zaten işten eve yorgun gelen anneyi iyice yıpratır. Çalışan anneler, suçluluk duygusunun etkisinde kalmamalı, çocuklarına yeterli sevgi ve ilgi göstermekle birlikte disiplini elden bırakmamalıdır.

ANAOKULU NE ZAMAN GEREKLİ?

Geçenlerde bir baba aradı. İki çocuğunu trafik kazasında kaybetmiş. Kazadan sonra üçüncü çocukları olmuş. Karı koca, kaybettikleri iki çocuğun acısını unutmak için yeni doğan çocuklarına aşırı bir sevgi ve ilgi göstermişler. Derken arkasından bir çocukları daha olmuş. Şımartılan çocuk yeni gelen kardeşine karşı aşırı bir kıskançlık göstermiş. Dört yaşına geldiği halde, bebeksi davranışlar göstermeye, altını ıslatmaya başlamış. Geceleri çığlık atarak uyanıyor, anne babayı başına topluyormuş. Baba bize akıl danışıyor, nasıl hareket etmesi gerektiğini soruyordu. Babaya, çocuğun altını ıslatmasını ve geceleri çığlık atarak uyanmasını fazla ciddiye almamalarını, ciddiye aldıkları takdirde çocuğun bunu kullanacağını söyledik ve onu bir anaokuluna yazdırmalarını tavsiye ettik.

Anne babaya aşırı bağımlı çocuklarda anaokulu iyi sonuçlar vermektedir. Arkadaşı olmayan, sokak ve oyun ihtiyacı karşılanmayan, bütün gününü dört duvar arasında anne ile geçiren tek çocuğun da dört yaşından sonra anaokuluna gönderilmesinde büyük fayda vardır. “Anaokulu gerekli midir?” diye soran anne babalara, “Evet gereklidir, ama bir şartla” diyorum. O şart da şudur: Çocuk, anne baba tarafından sevildiğinden, önemsendiğinden, ailenin istenen ve değer verilen bir üyesi olduğundan emin olmalıdır.

Çocuk, anaokulunda oyun ve arkadaş ihtiyacını karşılayacak, paylaşmayı, işbirliğini ve kurallara göre hareket etmeyi öğrenecektir. Çocuğun aile dışındaki dünyayı tanıması, okul korkusunu yenmesi ve sosyalleşmesi için anaokuluna gönderilmesinde büyük faydalar vardır. Yuva ve anaokulu tecrübesi olan çocuklarda okul korkusuna pek rastlanmaz.

Anaokullarında çocuklara ev ortamını aratmayacak ve her türlü oyun ihtiyacını karşılayacak bir düzenleme vardır. Kahvaltı ve öğle yemeği verilir. Bireysel ve grup oyunları öğretilir. Her çocuğun zevkine ve ilgi alanına hitap edecek bol oyuncak, el becerilerini geliştirecek renkli hamur, kes yapıştır türü renkli kâğıt çalışmaları, eğlenceli spor müzik ve resim dersleri ile çocukların kişisel ve sosyal yönü geliştirilir. Bütün bunlar bir program dahilinde ve kurallar çerçevesinde gerçekleştirilir. Baskı ve cezaya dayanmayan, özendirici bir disiplin uygulanır. Çocuklar temizliğe ve tertip düzene alıştırılır.

ÇOCUK ADINA KARAR VERMEDEN ÖNCE

Yeterli aile eğitimi almayan, sevgiye ve şefkate doymayan, güven duygusu gelişmemiş çocuklarda anaokulu beklenen faydayı sağlayamaz. Çocuğu bir fidana benzetirsek, ruhsal ve duygusal yönden serpilip gelişebilmesi için aile toprağına ihtiyacı vardır. Anne, baba, kardeşler, aile büyükleri ve akrabalar bu fidanı besleyen ve ayakta tutan köklerdir.

Bu köklerden mahrum yetişen bir çocuk, en modern anaokuluna da gitse uyum göstermekte zorlanacaktır. Anaokulunda veya yatılı okulda kurallara uymayan, ders çalışmayan, hırsızlık yapan problemli çocuklar, kendilerine hiçbir açıklama yapılmadan okula yazdırılan, ailede sevildiğinden emin olmayan, istenmediği için aileden uzaklaştırıldığını zanneden çocuklardır.

Çoğu ailelerde, anne babalar, her konuda çocuk adına karar verir, ona açıklama yapma lüzumu hissetmezler. Çünkü o daha çocuktur, kendisi için neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilemez. Çocuk adına elbette anne baba karar verecektir, ancak bu onlara açıklama yapmayacakları anlamına gelmez. Eğer aile, çocuğunu anaokuluna göndermekte kararlı ise ve faydasına inanıyorsa, önce çocuğa gerekli açıklamaları yapmalı, okul öncesi eğitim hakkında bilgilendirmeli, sonra çocuğu götürüp gideceği anaokulunu gezdirmeli, öğretmenlerini ve birlikte olacağı çocukları görmesini, oyunlarını izlemesini sağlamalıdır. İnsanoğlu, özellikle çocuk, bilmediği şeyden korkar. Aileye bağımlı çocuklar, bu korku sebebiyle, anaokuluna gitmeyi istemeyebilir. Çocuk okulu gördükten sonra korkusunun yersiz olduğunu anlayacak ve belki gitmeye razı olacaktır.

Çocuğunu anaokuluna göndermeye niyetli aileler, evvelâ çevredeki bütün anaokullarını gezmeli, aralarında kıyaslama yaparak en iyisine karar vermelidir. Çocuğunu yuvaya veya anaokuluna gönderdikten sonra arasıra habersiz ziyaretler yaparak işlerin yolunda gittiğinden emin olmalıdır.

İDEAL BİR ANAOKULU NASIL OLMALIDIR?

İdeal bir anaokulu, sadece çocuklara değil, anne babalara da hizmet verir. Hafta sonları ve akşamları, anne babalara çocuk psikolojisi ve eğitimi konularında konferanslar verilir.

Bazı anaokulları, büyük bir arazi üzerine kurulmuş olup bu standartların üzerine çıkacak şekilde değişik hizmetler sunar, öğretmenlerini bile sınavla alır. Bu anaokulları, oyun parkı, hayvan çiftliği, sebze ve meyve bahçesi ile tam bir hayat okuludur. Her çocuğun kendi adını verdiği bir ağacı ve kendi eliyle beslediği bir hayvanı vardır. Öğretmenlerin denetiminde bahçeye çiçek ve sebze tohumları ekilir. Çocuk, kendi elleriyle ektiği tohumların çiçek açtığını, sebze ve meyve verdiğini zevkle seyreder. Kendisiyle ve tabiatla barışık, çevresiyle uyumlu, duygusal yönden gelişmiş bir kişilik kazanır.

Modern anaokullarının bir kaza anında acil müdahale yapacak doktoru, reviri, psikolojik danışmanı ve işinin ehli tecrübeli öğretmenleri vardır. Ailede problemli yetişmiş çocuk yakın takibe alınır, terapi uygulanır, anne baba ile görüşmeler yapılarak çocuk hakkında bilgi verilir.

Türkiye şartlarında her anaokulundan bu ideal hizmetleri beklemek hayalcilik olur. Standartlar yükseldikçe okul ücretleri de artacağı için, böyle bir anaokuluna ancak maddî geliri yüksek aileler çocuklarını gönderebilecektir. Modern bir anaokulunun çerçevesini çizerken, amacımız, çocuklarını anaokuluna gönderecek anne babaları bilgilendirmek ve okul seçiminde nelere dikkat etmesi gerektiğini hatırlatmaktır.

Anahtar Kelimeler
okul oncesi egitimin onemi,erken cocuklukta program hazirlanirken gelisim donemlerini ve gelisim turlerini bilmenin ne gibi faydasi var,okul öncesi neden önemli,anaokulu neden önemli,anaokulu onemi,okul oncesi eğitim neden onemlidir,çocuğu okula gönderme nedeni,OKUL ÖNCESİNİN ÖNEMİ,okul öncesi eğitimin yayılamamasının nedenleri,neden çocuk erken yaşta eğitim almalı

HENÜZ YORUM YOK

NE DÜŞÜNÜYORSUN?