Senaryo Nedir? Nasıl Yazılır?

Senaryo; bir filme konu olacak olayın, hikâyenin, romanın sinema tekniğine göre sahnelere bölünerek açıklamalar ve diyaloglar tarzında hikâye edildiği yazılardır. Senaryo, sesli filmler çekilmeye başlandıktan sonra ortaya çıkan ve teknik imkanların sinemada her geçen gün daha fazla kullanılmasıyla gittikçe önem kazanan bir türdür.

Senaryo Nedir? Nasıl Yazılır?

Senaryolar filmlerin çekilmesine temel oluştururlar. “iyi bir senaryodan kötü bir film yapılabilir ama kötü bir senaryodan iyi bir film asla yapılamaz.” (rene clair)

Senaryo; süje, eşel ve tretman denen aşamalardan geçtikten sonra senaryo hâline gelir. filme çekilecek konu sinemaya göre önce özet şekilde kabataslak yazılır (süje). sonra konu içindeki olayların birbirleriyle bağlantısı bir plân dahilinde kurulur. buna şema da denir (eşel). daha sonra ayrıntılar dahil edilerek konu genişletilir, karakterler çizilir ve konuşmalar yazılır (tretman). bu aşamada sinematoğrafik hikaye kurgusu ve işlenişi bakımından filmlik bir şekil alır. son olarak senaryo yazarı kendisini eleştirel bir gözle filmin tenkidini yapan seyirci yerine kor ve sinema tekniğinin inceliklerini de hesaba katarak senaryosuna son şeklini verir.

Senaryonun temeli “bir hikâye en iyi şekilde nasıl anlatılır?” sorusudur. Eğer iyi bir hikâyeniz varsa onu anlatmak için iyi bir senaryo ilk şarttır. Hitchcock’un dediği gibi “iyi bir film çekmek için 3 şey lazımdır: Senaryo, senaryo ve de senaryo”.
Senaryolar önceleri edebiyattan, sonraları tiyatrodan geliyordu. Ardından çıkan ‘özgün senaryo’ kavramı ise hikâyeleri sadece sinema için yazmak ve görselliği düşünen bir şekilde anlatmak anlamındadır.

İyi bir senaryonun temel özellikleri nelerdir: İyi bir senaryonun ilk şartı hikâyenin iyi olmasıdır. Hikâye yöresel olmamalı, sınırları asmalı, tüm dünya insanlarına ulaşmalı. Hikâyenin bir çıkış noktası olmalı. Senaryo “Ben ne anlatacağım?”, “Bir mesaj veriyor mu?” soruları ile kurulmalı. Burada mesajı bilgi olarak verip, altını çizip dikte etmek seyirciyi sıkmanın en kestirme yolu. Örneğin bir kıskançlık hikâyesi olan ‘Raging Bull’ filminde ‘kıskançlık’ üzerine tek bir kelime geçmez. “Hansel ile Gratel” masalı aslen sütten kesilen içerlemiş çocuğun halen ana babaya yemek konusundaki bağlılığını anlatır. Ama bu mesaj gayet iyi gizlenmiş durumda.
Beni motive eden bir cümlem var ve bunu anlatmak istiyorum. En basit şekilde nasıl anlatabilirim? Ne olursa olsun hikâye en basit şekilde, tepeden bakıp görerek anlatılmalı. İçine girildiğinde detaylarda boğulmak çok kolay. Bazı şeyler de saklanmalı. Senaryoya koyduklarımız kadar koymadıklarımız da önemli. Bilmemek seyirciyi heyecanlandırır ve meraklandırır. Olası şeylerin söylenmesi de heyecanı arttırır. Pilota annesinin ‘Aman oğlum bugün uçma kötü bir rüya gördüm’ demesi gibi.

Senaryonun Ögeleri:

Kişiler, olay ya da durum, yer, zaman, oyuncular, yönetmen, izleyicilerdir.
• Kişiler:
Senaryonun konusu olan olay, bir kişinin ya da grubun başından geçer. Kişiler olayla ilgilerine göre birinci derecede ve ikinci derecede önemli kişiler diye ayrılır. Kimi senaryolarda olay hayvanların başından geçmişgibi gösterilir. Oyuncu olarak eğitilmiş hayvanlarla çalışırlar. Senaryo yazarı kişileri doğal ve toplumsal çevre içinde verir; onları çevresinden soyutlamaz. Tip ya dakarakterler çizer.
• Olay ya da Durum:
İnsan başına gelebilecek her türlü olay, insanınkarşılaşabileceği her durum konu olabilir. Konu, kahramanının kendisiyle ya da çevresiyle çatışmasından doğar. Onun eyleme dönüşmüş beğenme, istek,özlem, tutku, öfke, korku… gibi duygularından, destek alarak gelişir, sonuca ulaşır. Senaryoda olay plânı yine üç bölümdür: Serim, düğüm, çözüm.
• Yer:
Senaryo, sinema, tiyatroya göre çevreyi çok özgür kullanır. Dünyanınher yeri mekân olarak karşımıza çıkabilir.
• Zaman:
Senaryoda zamanın verilişinde de sorun çıkmaz; kronolojik zaman,düğümden başlatılan zaman, sonuçtan başlatılan zaman,. düzensiz zamananlatımlarından biri seçilebilir.
•Oyuncular:
Senaryolarda karşılıklı konuşma çok önemlidir; senaryonunbaşarısını etkiler. Rol yapan erkek ise aktör, bayan ise aktris denir. Günümüzde her ikisi için de oyuncu terimi daha çok kullanılmaktadır. Oyuncular canlandırdıkları kişiliğe uymak için makyaj yaparlar; rollerine uygun kostüm giyer aksesuar kullanırlar.

Senaryo yazmaya nasıl başlanır:

Senaryo yazmak, sürekli senaryo yazılarak öğrenilir. Üzerinde defalarca çalışılan ve birçok revizyonlardan geçen bir senaryo final haline ulaşır. Senaryo yazarken ekonomik olmak çok önemlidir. Ne bir fazla ne bir eksik, bir yap-bozun parçaları gibi hersek tam olmalıdır. Senaryo yazarken kural-kaide düşünülmeden önce hikâye yazılır. Gerektiğini hissettiğimiz herzeyi yazarız. Düzenli bir şekilde çalışarak hergün bir saat ayrılarak bir sayfa senaryo yazılsa bu yılda yaklaşık üç senaryo eder. Fikir almak, kişilere anlatıp onların düşüncelerini öğrenmek yapılacak düzeltmelere yardımcı olabilir. Yazarın en sevdiği kısmi bile atabilmesi gerekir.

Tekrar tekrar yazılarak senaryo son halini alır. Ustalık öncelikle birsiyi öğrenmek, öğrenilenlerle zoru kolaylaştırmak; kolayı her gün yaparak güzelleştirmek olarak tanımlanabilir ki bu senaryo yazımı için de geçerli. Kurallara gelince, senaryoyu düzelten profesyoneller de bulunabilir. En son aşamada onlardan yardım alınabilir. Senaryo yazmanın altın kuralları: yoldan ayrılma, ana temada kal, sahneleri uzatma, seyirciyi sıkma.

Senaryo kimin hikâyesini anlatır:

Film kaç kişi üzerine olursa olsun, episodik olanlar yani bölümlere ayrılarak farklı hikâyeler anlatanlar haricinde, bir tek kişinin hikâyesini anlatır. Nasıl bir insanin hayati ‘karakter’ olabilir?
Niye bizler hikâye olamıyoruz. Temel sebep kendimiz ortaya çıkıp ‘ben şunu yaşadım ben bunu yaşadım’ demek durumundayız ve bunu yapmıyoruz. Ya da hikâye olacak yaşıyor muyuz gerçekte? Tekdüze bir hayatimiz mi var? Burada söylenmesi gereken TV’nin bizlere ne olduğumuzu, sinema ne olamadığımız gösteriyor olduğu. Filmden zevk almamızın temel sebebi; yapamadıklarımızı, olamadıklarımızı, kahramanın ayakkabıları içine girerek yaşıyormuş hissine kapılmamızdır. (James Bond gibi tür filmlerini biraz ayrı tutmak gerekiyor)
Filmimizde ana karakter, antigonist (yani kötü karakter), ana karakterin hikâyesi, ana hikâye ile tamamen ayni paralellikte gidiş gösteren ’sub story’ bulunur. Ana tema dış çatışmayı anlatırken, sub story karakterin duygusal yönünü ve iç çatışmayı anlatır. Bu yan hikâye anlatılmazsa eksiklik hissedilebilir. Diyaloglar da buna göre beslenir.
Anlatılan hikâye karakterin hikâyesi olmaktan çıkıp seyircinin kendi hikâyesi olmaya baslarsa yani seyirciler kendini ne kadar o role koyabilirse, senaryo da o kadar hedefe ulaşmış demektir. Burada seyircinin bunu kabullenmeye hazır olarak sinemaya gelmesi avantajdır.
Karakter seçilirken sıradan olan, daha çok zorluk çekecek olan tercih edilir. Örneğin yüzüğü dağa gotürüp atmak ve amansız kötülüğe son vermek görevi savaşçıya değil ufak tefek, korkak ve evinden çıkmak istemeyen birine verilir. Zaten sonuca ulaşmak kolay olsa hikâyede olmaz. Yüzüğü alıp gotürüverse ve bir çırpıda yanardağa atsa macera olmaz.
Aynı zamanda bir çatışma yaratılır. Başrol kızı seviyor ‘evlen benimle’ diyor. Cevap ‘evet’ olursa bu bir hikâye değildir. ‘Hayır’, ‘noolur evlen’, ‘kesin olmaz’, ‘ölüyorum senin için’, ‘iyi git o zaman Kaf dağından 3 elma getir’ .Böylece macera başlamış olur. Macera anlatılırken hikâyelerdeki iyi-kötü arasındaki mesafe ne kadar büyük olursa, film de o kadar heyecanlı olur. İyi ve kötü farklı amaçlarla da olsa aynı hedefe koşarlar (yüzük, ask, vb). Aynı zamanda pasif karakter ile hikâye anlatılmaz. Pasif karakter dramatik etkiyi kuvvetlendirdiğinden ancak bazen etkili olur.
Dünyanın en iyi oyuncuları çocuklar, hayvanlar ve sokaktaki insanlardır. Sadece kendilerini oynarlar. 15 dakika sonra kamera ve ışıklara olan çekingenliklerini kaybederler. Örneğin Kustarika, ‘Çingeneler Zamanı’nda gerçekten o hayatı yaşayan çingeneleri oynattı. ‘Tanrıkent’ sokak çocuklarının hayatını onların içinden çocuklarla son derece başarılı bir şekilde anlattı. Burada yönetmenin gücü çok büyük. Oyuncu ise ancak başkasını oynayınca ‘oyuncu’ olur.

Senaryo hikâyeyi nasıl anlatır:

Sinemada temel amaç inandırıcılık olduğundan, gerçekçi olma çabası gereksizdir. Gerçekçilik televizyon için geçerli bir konu. Senaryolar duyulmamışı anlatmalı ve inandırıcı bir atmosfer yaratmalı. Seyirci de zaten sinemaya inanmaya hazır bir şekilde gelir.
Film yaparken hep bir çatışma durumu vardır. Sessiz sahne arkasından aksiyon, birbiri ardına gündüz-gece, hüzün-neşe gibi. Film hep kontrastlarla anlatılır. Örneğin bir kiliseye girildiğinde atmosferden dolayı kişilerin ruh durumu, tutumu değişir. Daha sessiz olunmaya çalışılır. Bir anda sokaktan gelen taşkın bir grubun kiliseyi basması ile atmosfer bir anda değişir. Aynı atmosferde ayni anda iki farklı durum olamaz. Başka bir örnek, ölüm haberi gelen bir düğünün bir anda neşesini kaybetmesi olarak verilebilir.
Senaryonun anlatımının temellerinden biri dramadır. Dramayı ele aldığımızda objektif drama ya da sübjektif drama kullanılabiliriz. Objektif dramayı, tanımasak bile insanlar için üzülmek ya da endişelenmek olarak tanımlayabiliriz. Duvarda yürüyen bir bebek için tanımadığımız halde düşecek mi diye korkarız. Sübjektif dramada ise karakteri tanırız. Korkularını biliriz ve karakteri bu korkulacak durum içine koyarsak seyirce de korkar.
Gerilimi yüksek tutmanın ve akılda kalıcılığın daha kolay sağlanması için ani bir şoktansa, seyircinin bildiği ancak karakterin bilmediği bir tehlike daha etkili olur. Bir anlık bomba patlaması yerine bir masa altına bomba koyulduğunu göstermek ve karakterin bundan habersizce sandalyeye oturulup bu masada yemek yemesi çok daha büyük ve etkili bir gerilim yaratır. Bu şekilde tansiyonun uzun süre yüksek tutulması sağlanabilir.
Tesadüfler ancak karakterin aleyhine islerse ve hedefler zorlaşırsa seyirci inanır. Aksi taktirde hedefi kolaylaştıran tesadüfler karakteri pasifleştirir ve filmdeki gerçekçilik duygusunu bozar.

Senaryoda görsellik nasıl anlatılır:

Bir senaryo ana fikirden yola çıkar. Senaryo yazılırken önce bunun “snopsis”i sonra “threatment”i yazılır. Yani her sahnede neler olacağı önce sadece görsel olarak anlatılır. Diyaloglar hale hazırda yazılmamıştır. Sonrasında resimlerin yetmediği yerde senaryo yazarken diyaloglar sadece gerektiğinde araya girer.
Film çıkışında hiçbir diyalog kolay kolay hatırda kalmaz. Görsel hafızanın daha kuvvetli olması sebebi ile sinemayı sinema yapan görselliğidir. Karakteri yaptığı şeyler tanımlar. Karakter aksiyonun içine atılınca bir reaksiyon gösterir ve böylece karakteri ortaya çıkar. Hisler hareketlerle daha belirgin bir şekilde ortaya koyulur. Örneğin “senden nefret ediyorum” demektense tokat atmak daha etkili olur ve akılda kalır.
Diyaloglar akıldan geldiği gibi konuşuluyormuş havası verilmelidir. Bir şair günlük hayatında sürekli şiirsel konuşmaz. Her insanın ve mesleğin kendi konuşma tarzı vardır. Bunları yazmak için gerekirse o insanlarla vakit geçirme ve onları konuşturup dinlemek iyi olabilir. Ancak şu unutulmamalı ki, film görseldir, temel amaç aksiyonlarla hikâye anlatmaktır ve diyaloglar üzerine kurulmaz. Diyaloglar endirekt mesajlar, gelecek, geçmiş hakkında bilgiler verebilir. Diyaloglar TV çıktıktan sonra çıkan bir şeydir. Oyuncuyu da oyuncu yapan söyledikleri değil davranışlarıdır.
Senaryo yazılırken başka kimsenin işine karışmamak gerekir. Filmde her çalışan bir şey katar. Örneğin kameramanlara nasıl çekim yapılacağı söylenmez. Kameraman açıları, konsepti, ışığı, ekipmanları kullanarak görselliği arttırır. Oyuncuya öğüt verilmez, dekora karışılmaz. Söyle denir “1930 Karaköy’de bir otel”. Gerisi yönetmen, görüntü yönetmeni, sanat yönetmeni, kameraman ve diğer kişilerin halledeceği detaylardır. Mesela oda duvarının renginin ne olduğu senaryoda bir detay ve önem taşıyan bir mesele ise verilir yoksa kimsenin işine karışmaya gerek yok. Müzik, ses ve efektler de konuyu besler. Ancak senarist eğer senaryosu için özel bir anlam ifade etmiyorsa yine kullanılacak müziklere de karışmaz.

Senaryo teknik bilgisine kimler sahip olmalı:

Senaryodan teknik anlamda film yapan herkes anlamalıdır. Prodüktör senaryonun genel beğeniye uygun olup olmadığını bilebilmeli ki ona göre yatırım yapsın ve oynadığı bu kumarda batmasın (bir sürü para yatıracak);yönetmen senaryoyu çekerken eksikleri olup olmadığını görebilmeli; oyuncu, kameraman, ışıkçı, sesçi herkes başarılı bir film için senaryo nedir konusunda bilgili olmalı. Hollywood’da binlerce senarist ajanslara bağlı çalışıyor.
Prodüktöre gelene kadar senaryolar birçok kez okunur ve kontrol etmeye ve düzeltmeye yönelik çalışan profesyoneller tarafından da incelenir. Anlaşmaya göre film çekilirken senaryonun kelimesine bile dokunulmayabilir ya da sadece fikir de satılmış olabilir. Bu durumda yönetmen ve yapımcı bunu istediği gibi yorumlar ve çeker.
Film çekimi sırasında Türkiye’de yönetmen mutlak güç. Amerika’da ise prodüktörler son sözü söyler. Kendi kurgucuları vardır ve yönetmeni kurguya sokmazlar. Yönetmenler piyasaya sürülen filmlerini ancak galada görürler. Bunun sebebi yönetmenlerin gelende filmi daha uzun tutma eğilimleri ve en sevdikleri kısımları kurguda çıkartmalarının kolay olmayışıdır. Bununla birlikte bazı filmler “Director’s cut” denilen yönetmenin kurgusu da daha sonra piyasa verilmekte. Yönetmenin isi kabaca takimini motive etmek, yönlendirmek, oyuncu seçmek(majorler bunun dışında tutulabilir, onlarsa star sistemi var) olarak tanımlanabilir.

NEREDEN BAŞLANMALI?
Elinizde yazılmaya değer bir senaryo olduğunu nasıl anlarsınız? Daha doğrusu, senaryo yazmaya ne zaman ve nereden başlamalısenaryo yazmaya başlamadan önce, elinizde, çok çeşitli ilginç olaylara kaynaklık edebilecek İLGİNÇ VE ÇATIŞMA İÇEREN MERKEZİ BİR SORUN/DURUM olmalıdır. Bu öyle bir durum olmalıdır kiBenim Türk filmleriyle ilgili en temel eleştirilerimin başında, aslında bir film olacak kadar güçlü olmayan ve potansiyel içermeyen sorun/durumların film haline getirilmiş olması geliyor. En fazla bir kısa film olabilecek malzemeler, çeşitli şişirme yöntemleri ile iki saate kadar uzatılmakta, sonra da film diye önümüze konuyor sık sık.* * *İşte elinizdeki fikir bu özelliklere sahipse, yani yeterince ilginçse ve büyük çatışma potansiyeli içeriyorsa, ya da fikrinizi bu hale getirebildiyseniz, işte o zaman oturup karakterleriniz üzerinde daha ayrıntılı bir şekilde çalışmaya başlayabilirsiniz.
Bu konuyu daha önce ele almıştık biraz. Senaryoda hikaye mi önemlidir, yoksa karakter mi? sorusuna çeşitli cevaplar verildiğini görmüştük. (Kaç yıl önceki bir yazıya atıfta bulunduğumu ben bile hatırlamıyorum )
Ama burada bahsettiğim biraz daha farklı: aklınıza doluşan bir sürü sinematik düşünceden hangisine dayanarak bir senaryo yazmaya başlayabileceğiniz. Ve bir senaryo yazmaya oturmak için bu düşüncenin ne gibi niteliklere sahip olması gerektiği.
1) Bizzat bir sürü ilginç olaya kaynaklık edebilecek kadar ilginç olmalıdır (yani iki saati dolduracak kadar malzeme potansiyeli içermelidir)
2) Bu olaylar da ancak ve ancak iki ya da daha fazla tarafın çatışmasını gerektirecek nitelikte olmalıdır. Ve bu çatışma da öyle az buz değil, gerçekten güçlü olmalıdır.
Elinizdeki fikirlerin senaryo haline getirilmeye değecek nitelikte olup olmadığını anlamanın yolu, bu iki kıstasa uyup uymadıklarına bakmaktır.
Bunun nedeni bazen bulunan fikrin öz itibariyle zayıf olmasıdır. Yani yazar öyle bir konu seçer ki, ne kadar zorlarsanız zorlayın, insanların ilgisini iki saat boyunca ayakta tutacak malzeme çıkmaz. Belki bu konu kendisi için çok ilginç olabilir, ama sinema kitlesel bir eğlence olduğu için, genel izleyici kitlesinin ilgisini cezbetmez.
Bazen de yazar, büyük bir potansiyel içeren bir fikre sahiptir, ama bu fikri uç noktalarına kadar taşımamıştır. Yani durumları olabilecek en uç noktalara kadar zorlamamış, hikayenin ve karakterlerin uç noktalarına kadar gitmemiştir. Belki bunu yapması gerektiğini bilmediğinden, belki acele ettiğinden, belki de korktuğundan. Hikaye, yeterince şeker konmamış tatlılara benzer.
Sebep her ne olursa olsun, bir fikrin yeterince ilginç olmaması, çatışmaların uç noktalara kadar taşınmaması, senaryonun aleyhine işler. Bu da seyircinin sıkılmasına ya da yeterince heyecanlanmamasına neden olur. Sizin ise bir senarist olarak, vampirlerin sarmısaktan korkması kadar korkmanız gereken birşeydir seyircinin sıkılması.
Eğer bunu yapmadan karakterlere geçerseniz, istediğiniz kadar sayfalar dolusu biyografi yazın, onlara bir sürü ilginç kişilik özelliği verin vb., hikayenizin ilginç olmasını sağlayamazsınız. Zira hikayeden kaynaklanan sorunlar, karakterler ile çözülemez ya da örtbas edilemez.

Şekil Olarak Senaryo:

Senaryoya format olarak baktığımızda ana iki tür görüyoruz;
1- Fransız/İtalyan formatı: Sahne tanımlarının (mekânın, iç/dış çekim, gece gündüz çekimi gibi bilgiler) senaryonun sol kısmında tanımlanırken, o sahnede geçen diyaloglar sağ tarafta yer alır.
2- Amerikan formatı: Sahne tanımlarının sonrasında, o sahnenin diyalogları sayfanın ortasına gelecek şekilde yazılır.
Herhangi bir resim ya da yazı formatlama (koyu yazı, altçizgili) kullanılmaz. 12 boyutunda ‘Courier’ font kullanılarak dümdüz yazılır. Senaryoda her sayfa 1 dakikayı ifade eder. Yani iki saatlik bir filmin senaryosu 120 sayfadır. Bundan sonraki örneklerde hep filmimizi 120 dakikalık, yani 120 sayfalık bir senaryo gibi düşünelim.

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir