Ural Altay Dil Teorisi Nedir?

Ural – Altay dil birliğinin kanıtlanamaması üstüne araştırmacılar bu kolu Ural ve Altay olarak ayrıca incelemeye başladılar. Altay dilleri içine Türk dilleri, Moğol, Tunguz, Japon ve Kore dilleri konuldu ve bu dillerin biribirleri ile köken akrabalığı olduğu kanıtlanılmaya çalışıldı. Sadece bu teori ile uğraşan Altayistler de bulunmakta bu dil birliğine kuşkulu bakan da bu dil birliğini tamamiyle red eden de. Bu bakımda önce Altay dil birliğine inananları, daha sonra bu dil birliğinin karşısında olanları sebepleriyle birlikte açıklamaya çalışacağız.

Altayistler, dilleri, Moğol, Tunguz, Japon ve Kore dillerinin bir Ana Altaycadan çıktığını kabul eder. Buna göre de yeniden kurma bir Ana Altayca dili yapmaya çalışırlar. Aile içerisinde yer alan dillerin tarihlerine inerek o dillerin Ana Altaycadan ne vakit koptuklarını bildirirler.

Türkçenin iki kolda devam ettiğini daha evvelki yazılarda söylemiştir. Türkçe iki büyük kola ayrılır:

  1. r/l kolu
  2. z/ş kolu

Genel Türkçe söylediğimiz Çuvaşça hariç tüm Türk dil ve lehçeleri z/ş, yalnızca Çuvaşça r/l kolundandır yalnız Altayistler arasında şu şekilde bir sorun vardır: Ana Türkçe veya Ana Altayca r/l Türkçesi miydi yoksa z/ş Türkçesi miydi? Eğer Ana Altayca r/l kolundansa z/ş ikincildir ve z/ş; r/l’den doğmuş demektir; aksi durumda şayet Ana Altayca  z/ş kolunda z/ş birincildir, r/l kolu z/ş’den doğmuş demektir.  Genel kanı birincil sesin z/ş olduğundadır.

Altay Dil Birliğini Savunanlar

Bu dil birliğini savunan dilbilimcilerin ve Türkologların dil birliğine kattıkları diller veya çıkardıkları diler mevcut. Yani aslında hali hazırda Altay dil ailesinin içine hangi dillerin de girdiği atışma konusudur. Bu bakımdan kısa kısa araştırmacıların ne düşündüklerini, hangi dilleri Altay dil grubuna soktuklarını göreceğiz.

Gustaf John Ramstedt’in Görüşleri

Altay dillerinin kurucusu kabul edilir. Bu diller arasında çok sayıda ses ortaklığı bulduğu için bu alanda en fazla çalışan dilbilimcidir.

Önce Türkçeyle Moğolca arasında bir ortaklığın olmadığını, var olan ortaklığın yalnızca dil alış verişi olduğunu düşünmüş ama daha sonra yaptığı araştırmalarda bu iki dilin de Ana Altaycadan geldiğine kanaat getirmiştir.

W. Schott, Çuvaşçanın bir Türk dili olduğunu bulmuştu, Ramstedt de genel Türkçeyle Çuvaşçanın r/l -> z/ş denkliğini bulmuştur. Bu durum da araştırmaların yönünü değiştirmiştir.

Ramstedt, önceleri diğer bir çok araştırmacı gibi Türkçenin z ve ş seslerinin r ve l seslerinden önce olduğunu düşündü. Ayrıca l ve r seslerinin z ve ş seslerinden çıktığına inandı ama daha sonra bu fikrini  değiştirerek Moğolcadaki ve Çuvaşçadaki  r ve l seslerinin birincil olduğu kanısına vardı.

Ramstedt’e göre  Ana Altaycanın dört kolu vardır:

  1. Ana Kore Dili
  2. Ana Türk Dili
  3. Ana Moğol Dili
  4. Ana Mançu – Tunguz Dili

Ana Kore ve Ana Türk dilleri asıl dilin kısaca Ana Altaycanın güney kısımda, Ana Moğol dili ve Ana Mançu – Tunguz  asıl dil alanının kuzey kısımdadır. Ana Türk dili ve Ana Moğol dili asıl dilin batısında, Ana Kore dili ve Ana Mançuz – Tunguz dili asıl dilin doğru kısımda yer aldı.

Yani asıl dili bir nokta olarak düşündüren Ramstedt,  ayırdığı dört dili asıl dilin çevresine konumlandırmıştır.

David J. Nemeth’in Görüşleri

Nemeth de Ramstedt  gibi önceleri Moğol diliyle Türk dilinin akraba olmadığını düşünüyordu ama daha sonra bu iki dilin akraba olduğuna karar verdi.  Nemeth’e göre Altay dilleri tarihinde dört dönem bahis konusudur:

  1. İlk birlik :  Soy akrabalığı
  2. Karşılıklı Çuvaş – Moğol etkileri dönemi
  3. Karşılıklı Türk – Moğol etkileri dönemi
  4. Yakutçanın Moğolcada ödünçlemede bulunduğu dönem

Bugün, Nemeth’in düşünceleri maalesef kabul edilemez çünkü Çuvaş – Moğol dönemi hiç bir vakit olmamıştır.

Z. Gombocz’ın Görüşleri

Türkçe z/ş seslerinin Çuvaşça ve Moğolcadaki r/l sesinden daha eski olduğunu söyler ve yalnızca bu görüşüyle Ramstedt’den ayrılır. Bunun dışında Ramstedt’den ayrılmaz, görüşleri aynıdır.

B.Ya. Viladimirtsov’un Görüşleri

Önceleri görülen benzerliklerin dil alış verişi olduğunu düşünmüştür ama sonra da Altay dil birliğine inanmıştır.

P. Aalto’nun Görüşleri

Ramstedt’in talebesidir ve onun Altay dilleri teorisini  “Altay Dillerinin Karşılaştırmalı Grameri” isimli eserde toplayı onun teorisini sürdürmüştür.

N. Poppe’nin Görüşleri

P.Aalto gibi Ramstedt’in talebesidir ama bazı düşünceleriyle hocasından ayrılır.

Ramstedt, Ana Altaycanın dört kola ayrıldığını düşünür ama bunun aynı anda olduğunu düşünmüştür; Poppeyse bu ayrımın aynı anda olmadığına kanaat getirir. Çünkü Moğolcayla Mançu – Tunguzca diğer dillere göre biribirlerine daha yakındır bu nedenle bir Moğol – Mançu – Tunguz dil birliğini düşünür. Aynı keza Türkçeyle Moğol – Mançu – Tunguz arasında bir yakınlık vardır, bu dillerin Koreceyle ayrıldığı noktalar fazladır.  Poppe, Türkçe – Moğol – Mançu – Tunguz dil birliği varken Korecenin asıl dilden bu birlik varken ayrıldığını düşünmektedir. Kore dilini Ana Kore olarak başka bir yönde düşünmüştür.

Poppe, Koreceyle ilgili olarak üç olasılıktan bahseder:

  1. Korece diğer Altay dilleriyle aynı ölçüde akraba olabilir.
  2. Ana Kore dili, Altay dil birliğinin oluşmasından önce ayrılmış olabilir.
  3. Korece aslında Altayca olmayan bir dilken, Kore halkı asimile edilmiştir.Altay Dil Teorisi, Bu Teoriye Karşı Çıkan Araştırmalar ve Dayanakları

Poppe’nin Altay Dil Ailesi Şeması üst tarafta verilmiştir.

J. C. Street’in Görüşleri

Poppe’nin görüşlerine karşı çıkan Street, Korecenin  Ana Altay dil birliğinden daha evvelki bir dönemde ayrıldığını düşünür. Bu döneme de Ana Kuzey Asya Dili dönemi der.

Japoncayı da kuşku duyarak Altay dil ailesine dahil eder. Ayrıca Aynu dilini de Altay dil ailesine dahil eder.

Altay Dil Teorisi, Bu Teoriye Karşı Çıkan Araştırmalar ve Dayanakları

J.C. Street’in Altay Dil ailesi şeması üst tarafta verilmiştir.

N. A. Baskokov’un Görüşü

Genel olarak Ramstedt ve Viladimirtsov’un görüşelerine katılır.  Altay dil dönemini, Ana Türk dilinin, Ana Moğol dilinden; Ana Moğol dilinin de Ana Mançu – Tunguz dilinden dönem olarak çok az vakit farkıyla ayrıldığını düşünür.

R.A. Miller’in Görüşü

 

Çalışmalarını daha çok Japonca üstüne yoğunlaştırmıştır. Altayca r/l sesinin Japoncada korunduğunu düşünür.

O. Pritsak, K. Menges de Altay dil ailesini kabul eden dilbilimcilerdendir. Türkiye’de Talat Tekin, Osman Nedim Tuna ve Ahmet Temir önemli Altayistlerdir.

Altay Dillerinin Ortak Özellikleri

Altay dilleri olarak kabul edilen Türkçe, Moğolca ve Mançu – Tunguzca dillerinin ses, mana ve biçim benzerlikleri şöyle sıralanabilir :

  1. Altay dillerinde ünlü uyumu vardır. Türkçede büyük  ve küçük ünlü uyumu olduğu gibi.
  2. Altay dilleri yapı bakımından bitişken bir yapıya sahiptir. Türetmeler, eklerle yapılır ve kök genellikle değişmez.
  3. Altay dillerinde son ek vardır; ön ek yoktur.
  4. Sentaks kısaca söz diziminde cümle yapısı genellikle şu şekildedir : Özne + Tümleç ( Zarf Tümleci ya da Dolaylı Tümleç) +  Yüklem
  5. İsim  tamlamalarda önce tamlayan sonra tamlanan gelir.
  6. Sıfat tamlamalarında tamlayan ( sıfat ), tamlanan ( isim ) arasında durum, sayı ya da cinsiyet bakımından uyum aranmaz.
  7. Sayılardan sonra çokluk eki getirilmez Altay dillerinde.
  8. Sözcüklerin dil bilimsel cinsiyetleri yoktur.

ALTAY DİL BİRLİĞİNE KARŞI ÇIKANLAR

Bazı dilbilimciler, bir Altay dil birliğine inanmazlar. Bu araştırmacılar, kurama neden inanmadıkları bu başlığın konusu olacaktır:

W. Kotwicz’in Görüşleri

Çok katı bir karşı çıkışı yoktur. Genel olarak Ramstedt’in görüşlerine katılır ama bir akrabalık olduğundan şüphelidir.

Altay dillerindeki ortaklılığıysa şu şekilde açıklar:

Hıristiyanlık çağının başlangıcında biribirlerine çok yakın üç dil grubu vardı. Bunlar

  • Ana Türkçe
  • Ana Moğolca
  • Ana Mançu Tunguzca

Bu ailelerden Türkçe Moğolcayı, Moğolca da Mançu Tunguzcayı büyük oranda etkilemiştir. Ortaklıklar bu etkileşimden kaynaklanmaktadır.

G.D Sanjeyev ’in Görüşleri

Altay dil ailesinin akrabalığını bir varsayımdan ibaret görür. Ona göre bir akrabalığı konuşmak için halen erkendir.

B.A. Serebrennikov’un Görüşleri 

Altayistler tarafında kurulan ses denkliklerini ( r> z, l>ş, söz başı d, söz başı n, söz başı j, y- > yı ) halen kanıtlanmamış bir teori olarak görür.

A. M. Şçerbak’ın Görüşleri

Altay dillerinin akrabalığını bir varsayımdan ibaret görür.  Altay dillerindeki benzerliklerin karşılıklı temaslar ve ödünçlemelerden kaynaklı olduğunu savunur.

Moğolcayla Türkçe arasında ortak olarak bulunan “+ra” yön ekiyle “+da” bulunma ekinin yalnızca akraba dillerde deyil akraba olmayan dillerde de rastlanabileceğini ileri sürer.

Türkçeyle Moğolcadaki ortak sözcüklerin  M.S 5. – 7.yy’da alış veriş sonucu ortaya çıktığı kanaatindedir.

Sir Gerard Clauson’un Görüşleri

Aynı Şçerbak gibi Türkçeyle Moğolca arasındaki benzerliklerin etkileşim sonucu olduğunu düşünür bu etkileşimin tarihini Şçerbak gibi M.S 5. – 7.yy olarak gösterir.  Sadece Doerfer, bu ortaklığın M.Ö 200’lü senelere kadar çeker.

G. Doerfer’in Görüşleri

Doerfer, Şçerbak gibi Türkçeyle Moğolca arasındaki benzerliklerin etkileşim sonucu olduğunu düşünür ama bunu tarihlendirmesini M.Ö. 200’lü senelere kadar çeker.

Doerfer’in dillerin akrabalığı için öne sürdüğü 16 meşhur madde vardır. Bu maddeler şunlardır:

Akrabalığı tartışılan diller arasında ortak sözcükler olmalıdır. Altay dil ailesinde bu sözcükler vardır ama yeterli sayıda deyildir.

  1. Karşılaştırma için güvenilir ses kanunları belirlenmelidir.
  2. Tespit edilen ses kanunları, karşılaştırılan dillerde o dillerin en eski dönemlerine kadar takip edilmelidir. Arada karanlık boşluklar olmamalıdır. Maalesef Altay dillerinde bu karanlık boşluklar vardır.
  3. Dempwolf kanunları esas darılmalıdır.  Bu ilkelere göre diller arasında sessel ve anlamsal açıdan karşılaştırmaya uygun birkaç yüz kelime bulunmalıdır.
  4. Bulunan ortak sözcükler, kısaca kıyaslanacak ortak sözcükler, o dillerde bazı sözcük grupları oluşturmalıdır. Bu bağlamda kolay alıntılanabilen unvan, lakap, sıfat, isim, yansıma sözcüklerin bir manası yoktur, bu sözcükler karşılaştırma malzemesi olarak kullanılamaz.
  5. Akrabalığın kanıtı için yüksek düzeydeki kültür sözcükleri deyil, halkın kullandığı temel ve yaygın sözcükler kullanılmalıdır. Mesela Türkiye Türkçesi için “kirpik” esas darılmalıdır “müjgân” kelimesi değil.
  6. Sadece ortak biçimsel özellikler kıyaslanmalıdır.
  7. Aralarında akrabalık olduğu iddia edilen diller biribirlerine yaklaşan deyil uzaklaşan bir tavır sergilemelidir. Yani şayet bir köken akrabalığından söz ediliyorsa bu diller zamanla biribirlerinden uzaklaşmalıdır, yakınlaşmamalıdır.
  8. Bir dilin yayılma, o dilin coğrafi koşulları dikkate darılmalı, komşusu olduğu coğrafi alanlardaki sözcükler ele darılmamalıdır.
  9. Türkçeyle Moğolcanın karşılaştırılmasında özellikle dikkat edilmelidir. Biliniyor ki Moğollar bir dönem yayılma politikası güttüler buna bağlı olarak bu döneme rastlayan sözcükler karşılaştırma malzemesi yapılamaz.
  10. Karşılaştırmadaki sözcüklerde esas olan sözcüğün köküdür. Türemiş bir yapı bile olsa o yapının kökü ele darılmalıdır çünkü türemiş sözcükler ödünçlenmiş olabilir.
  11. Yeniden yaratılan yıldızlı “*” sözcükler karşılaştırma malzemesi deyildir. Kıyaslanan sözcükler, gerçek olmalıdır.
  12. Dildeki en yeni biçimler deyil en eski biçimler kıyaslanmalıdır şayet köken birliği maksatlanıyorsa.
  13. Karşılaştırma yapılan dillerin eski ilişkileri göz önüne alınamalıdır.
  14. Kıyaslanan sözcüklerin anlamlarının aynı olmasına dikkat edilmelidir.
  15. Akrabalığın kanıtı olarak belirlenen sözcüklerin kültür mü temel mi kelime olduğu somut testlerle kanıtlanmalıdır.

Sonuç olarak Doerfer’e göre yalnızca 1., 4. 6., 7. maddeler Altay dillerinin kıyaslanmasında kullanılmıştır ki bu da yetersizdir. O halde bir Altay dil birliğinden laf etmek zordur.



Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir